Anadolu’da her aya bir hasat düşer. Takvimler
ağustosu gösterince bilin ki lavantalar kesilmeye
başlar. İşte bunu yaşamak için yollara düştük.
Isparta’nın Keçiborlu İlçesi’nin Kuyucak Köyü’ndeyiz.
Kuyucak bir göçer köyü. Gül ve lavantayla anılıyor.
Hatta köy girişinde “Lavanta ve Güller Diyarına
Hoş Geldiniz” yazısı karşılıyor bizi. Kiremit çatılı,
tertemiz eski evler, eski tarihiyle bugünün güzelliklerine
uzanıyor. Bir de tüm bunlara Burdur Gölü’nün
uçuk mavi suları eklenince ortaya çok özel görüntüler
çıkıyor. Evlerin sıralandığı kocaman bir meydan,
meydanı çevreleyen kahve yüzlerce yıllık izler barındırıyor.
Bu kahveyi diğerlerinden ayıran ise taze
demlenmiş lavanta çayının kokusu…
Lavanta vadisi
Biz de bu kokunun peşine düşüp tarlalara varıyoruz.
“Lavanta Vadisi”nin ortasındayız. Saat sabahın altısı.
Omuz omuza vermiş tarla işçileri bir ağacın gölgesinde
laflayıp, bir yandan da kahvaltılarını yapıyorlar.
Vadi uçsuz bucaksız mor çiçekli öbek öbek lavantalarla
kaplı. İnanılmaz hoş kokusu ve rengiyle çok
özel görüntüye sahip tarlada çalışan işçiler de en az
lavanta kadar ruhumuzda hoş bir etki bırakıyor. Tıpkı
filmlerde izlediğimiz gibi kızlar, kadınlar renkli çiçekli
elbiselerinin eteklerini toplayarak neşeli çığlıklar
ata ata lavantaları, ellerindeki oraklarla biçiyorlar. O
kadar sıcak ve ince düşünceliler ki topladıkları demet
demet lavantaları, hasat başlar başlamaz bize hediye
ediyorlar. Kadınların ağzından işittiğimiz güzel sözler,
mırıldandıkları şarkılar ve konuk severlikleri karşısında
uzun süre vadiden ayrılamıyoruz.
İlk lavanta hasadı
Lavantalar haziranda tomurcuklanıp
temmuz başında
çiçeklenmeye başlıyor. Temmuz
ortasından ağustos ortasına
kadar ise biçiliyor. İlk hasat
kuru çiçekte kullanılırken,
yağ üretimi için geç biçim
yapılıyor. Lavantada güldeki
gibi koku kaybetme endişesi,
erken saatte hasat zorunluluğu
yok. Kuru çiçek yapılacaksa,
demetlenip asarak ya da
temiz zemine serilerek kurutuluyor.
Bir haftada işlem tamamlanıyor.
Güneşte kalanlar
koku ve rengini kaybedince
pazar değeri düşüyor. Bu nedenle
işin ehli olanlar lavantayı
yarı gölgede kurutuyor.
Sonra demetler dövülüyor,
elekten geçiriliyor, kuru çiçek
elde ediliyor.
Lavanta yağı zamanı
Eğer yağı çıkarılacaksa, lavanta biçimden sonra hemen
damıtıma gönderiliyor. Toplanan lavantalar kasalara
konularak en kısa sürede hasarsız bir şekilde
traktörlerle fabrikalara taşınıyor. Bizim tarlada başlayan
lavanta yolculuğumuz fabrikada devam ediyor.
Kapıda dizilen traktörlerin üzerindeki kasalar sırasıyla
kantarda tartılıyor. Ağırlığı alınıp deftere kaydedilen
lavantalar, kanala boşaltılıyor. Sapları ayrılmıyor.
Çünkü lavantanın çiçeği kadar yaprağı ve sapları da
aynı etkiye sahip. Buhar distilasyonu tekniğiyle çiçekleri
damıtılıyor. 50-75 kilogram taze saplı lavantadan
1 kilogram yağ elde ediliyor. Lavanta yağının
toplam yıllık üretimi 5 ton kadar. Tatlı, buruk, lavanta
kokularının başında nöbette bekleniyor çoğu zaman.
Bekleme süresinin ardından saklama sırasında
tortu oluşmasını engellemek için soğutulup dinlendiriliyor.
Sonunda yolculuklarını bitiren lavantalar
yağa dönüşmüş olarak şişeleniyor.
Nazara karşı kullanıldı
Günümüzde çok popüler olan lavanta binlerce
yıl öncesinde de insanoğlu için vazgeçilmezdi.
İlkçağ’da Yunanlılar lavantayı kokusu için kullandılar.
Yunan mitolojisine göre lavanta, büyücüler tanrıçası
Hecate’ye sunulan bitkilerden biriydi. Romalılar
ise lavanta yağını banyo suyuna koku verici madde
olarak koydular. Ünlü Romalı hekim Dioscorides,
lavanta yağını çok iyi bir parfüm olarak tanımladı.
Ortaçağ’da ise lavanta kötü göze yani nazara karşı
kullanılırdı. Kiliselerde, özellikle dini günlerde lavanta
yağı dağıtılırdı. Yine Ortaçağ’da lavanta çiçeği
güvelere karşı yün ve keten giysilerin arasına konurdu.
Günümüzde lavanta birçok alanda kullanılıyor.
Ama Isparta için lavanta gülden sonra önemli
bir geçim kaynağı. Onlar topraklarına eşsiz bir özellik
katan lavantayı emeklerini karşılayacak bir fiyata
satmak istiyorlar. Bu yıl her şey iyi gitti. Bir sonraki
hasat için şimdiden beklemeye koyuldular.




